Bütün geceyi hiç uyumadan, “Benim yaşadıklarıma kim katlanabilirdi ki?” diye sorarak geçirdi. Ne kadar dayanabilir ya da dayanamazsa bu yaşadıklarına nasıl son verebilirdi. Eliyle yüzünü yoklayınca, az evvel silmesine rağmen patlamış dudak ve gözlerindeki ıslaklığı acıyla karışık tekrar hissetti. Ürperdi, beraberinde heyecanlandı. Belli ki ertelenmiş bir kararı hayata geçirme zamanı gelmiş, uzun süredir düşündüğü kurtuluşu da az ötesindeydi. Donuk ama kararlı bir şekilde mutfağa yönelirken, yerde yatan kızına vedalaşır gibi baktı. Boyası dökülmüş, kapı kolu yuvasından çıktığı için hiçbir zaman kapanmayan oda kapısını aralayıp, sessizce mutfağa girdi. Çok susamıştı, ama içmedi. Yapacak daha önemli bir işi vardı. Kirli ekmek bıçağını bulaşıkların arasından alıp, üzerinde yağ lekeleri birikmiş bulaşık beziyle sildi. Susuzluğunu yeniden hatırlayınca iki bardak suyu üstüne döker gibi içti. Fakat heyecanı tüm vücudunu sarmış olduğundan elleri titremeye başladı. Kalp atışları hızlandıkça yere düşecek gibi olup, adımları kısaldı. Yine de vazgeçmeyi reddederek, loş ışıkla birlikte duvara sürtüne sürtüne oturma odasına vardı. Birkaç kez derinden nefeslenip farkında olmadan sıkıca tuttuğu bıçağa baktı. Kilometrelerce uzun bir yol yürümüş gibi yorgun ve bitkindi. Fakat artık kapı önündeydi. Son bir gayretle içeri girdiğinde, sonsuza kadar özgür olacaktı.
…………..
Zeynep ile Rojda, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin bahçesinde iki gündür Berkin Elvan’la dayanışma için bekleyenlerin arasındaydılar. Berkin ile ilgili medyada çıkan aşırı kilo kaybı haberlerine öfkelenip ailelerinden zorla izin alarak Bursa’dan gelmişlerdi. Bu iki günlük bekleme sürecinde buradaki dayanışma ruhunu gördükçe birbirlerine defalarca iyi ki gelmişiz dediler. Birçok kişiyle tanışmış, arkadaş olmuş, yeniden görüşmeyi kararlaştırmışlardı. İnsanların samimiyeti, sıcaklığı, duygularının sadeliği, özgüvenleri hatta kendi yaşıtlarının bilgeliğine şaşırıp kendilerine kızmışlardı. Gece olup da hava ayaza döndüğünde sessizce üstlerine örtülen battaniyelerin ve gece boyunca uzatılan çayın sıcaklığını asla unutmayacaklardı. Buraya gelirken öfkeliydiler, oysa şimdi ayrılmalarına az zaman kalmışken öfke yerine emri ben verdim diyenden hesap sorma noktasına gelmişlerdi. Herkesle tek tek vedalaşıp göremediklerine selamlarını bırakarak, buruk bir ifadeyle kısa sürede yeniden geleceğiz dediler. Gerçekten çok üzülmüş ve sanki Berkin’e ihanet ediyormuş gibi hissetmişlerdi. Hastane yakınlarındaki bir otobüs firmasından bilet alıp, servis saatine bir saatten fazla vakit olduğu için, caddeyi gezerken iki günün değerlendirmesini de yapmak için bir börekçiye girdiler. Zeynep Kürt böreği bol şekerli olsun dedi. Rojda aynen aynen dedi.
………….
Esenler’ deki büyük İstanbul otogarına vardıklarında Zeynep ve Rojda yağmurdan ıslanmış halde aralıksız gülüyorlardı. Öyle ki, neredeyse dalakları şişmiş ama kendilerine bir türlü engel olamamışlardı. Börekçide yiyeceklerini yerken, açık olan televizyonda zamanın başbakanı az evvel ziyaretinden geldikleri Berkin Elvan hakkında olumsuz şeyler söyleyip mitingdekiler de alkışlayınca, Zeynep dayanamamış yüksek sesle “şerefsizler” demişti. Orta yaşın üzerindeki börekçi, badem bıyıklarının üstündeki hokka burnunu kısıp, kaşlarını çatarak, biraz da Bekçi Murtaza havasıyla “Siz de onlardan mısınız, bölücü müsünüz? Siz var ya siz, şersiniz şer”… Rojda “Şer ne ya?” demişti ki, börekçi hızını alamayıp kendinden zayıf gördüğü iki kızın üzerine doğru yürüyünce Rojda görünüşünden beklenmeyecek şekilde ok gibi fırlayarak adamın koca göbeğine deyim yerin-
deyse kafasını gömerek onu sırt üstü yere uzattı.

İlgili Yazılar