Ölümünün 52.yıldönümünde

“Hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu” diyen Nazım Usta’ya saygılarımızla..

BASKILARINIZ GERÇEKLERİ KARARTAMAZ

Son zamanlarda iktidarın basın üstünde gerçekleri karatmak ve gözden saklamak için sürdürdüğü aba altından sopa gösterme, sansür uygulama ve bizatihi medyanın kendisine otosansür uygulatma saldırıları artık sopaya ve fili saldırıya dönüşmüştür. Sosyalist basın organı olarak 30 yıldır yayın hayatını sürdüren Yürüyüş Dergisi’ne gerçekleri yazmanın bedeli olarak bu sabah saatlerinde operasyon düzenlenmiş derginin teknik hazırlıklarının yapıldığı Ozan Yayıncılık basılarak dergi bürosu talan edilmiş, bütün yayın araçları parçalanmış, bilgisayarlara el konulmuş, çalışanları yerlerde sürüklenerek gözaltına alınmıştır.

Hemen öncesinde de Cumhuriyet Gazetesi’ne ve gazetenin genel yayın yönetmeni Can Dündar’a dönük doğrudan bu ülkenin Cumhurbaşkanı sıfatıyla iştirak eden Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu meydanlardan ve katıldıkları televizyon programlarından tehditler savurarak hedef göstermiş, kendilerine bağımlı yargı aracılığıyla davalar açtırmışlardır. Peki ne için tüm bu saldırılar? Hedef göstermeler ve yalanlar…

Adana’da durdurulan MİT tırlarına ait görüntülerin ve fotoğrafların Cumhuriyet Gazetesi’nde Can Dündar imzasıyla yayımlanmasından sonra, iktidar adeta görüntüleri yayımlayan Cumhuriyet Gazetesi’ne ve onun Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’a karşı savaş açtı.

Görüntüler iktidarın tüm yalanlarını, halklara düşmanlığını ortaya çıkarmıştır. Başbakan’ın ağzından ifade ettiği “Bayırbucak Türkmenlerine ‘insani yardım’ götürüldüğü” kılıfı, yalanı altında aslında Suriye’de emperyalizm adına faaliyet gösteren sapık, katil, cihatçı örgüt veya örgütlere MİT aracılığıyla silah yardımı götürüldüğü şekliyle ayan beyan ortaya çıkmıştır. İktidar adeta bu görüntülerin altında kalmış, yalanlarının açığa çıkmasının telaşı ve kuyruk acısıyla karşı saldırıya geçerek hızla sahip olduğu yargı gücüyle peşpeşe davalar açmıştır Can Dündar hakkında.

Gerçeklere düşmanlık, tahammülsüzlük; dolayısıyla inkar, yalancılık ve iftira AKP’nin karakteri haline gelmiştir. AKP; dini, halkların saf inançlarını da kullanarak yalan makinesi gibi işlemektedir. ‘Yalan makinesi’ diyoruz, çünkü halktan çaldıkları paralarla oluşturdukları havuz medyası (yalaka yandaş basın) bunun için vardır. Cumhurbaşkanından başlayarak Başbakan, bakanları ve bürokratları meydanlardan, kürsülerden yalanları arsızca söyleyerek ortaya atar, havuz medyası da sineğin pisliğe konması gibi bu yalanların pazarlamasını yaparak halkın gerçekleri bilmesinin, öğrenmesinin önüne geçerler.

AKP kriz halindedir, hatta AKP ile beraber ve esas olarak bütün bir sistem kriz halindedir. Bu durum kendini yönetememe krizi ile göstermektedir. Yalana ihtiyaç dünden daha acil bir şekilde hasıl olmuştur AKP için. Çünkü bu kadar hırsızlık, talan, yağma ve üstüne halklara düşmanlık ancak büyük yalanlarla ve saldırılarla örtülebilir. En azından AKP’nin hesabı bu. Bunun karşısına biz, yani gerçeği bedeller pahasına savunan Basın Emekçileri, neyle dikilebiliriz? Elbette gerçeklerle. Çünkü işimiz, uğraşımız; gerçekleri halka açıklama ve halkın haber alma hakkını savunmaktır. Can Dündar, MİT tırlarıyla ilgili görüntü ve fotoğrafları yayınlayarak şapkadan cin çıkarmamıştır. Yürüyüş Dergisi kimsenin bilmediği gizli saklı olayları haberleştirmemiştir. Birgün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Barış İnce’nin sorumluluğunda gazeteye yazılanlar gerçeklerden ibarettir, ama gazeteciler, sanatçılara “hakaret davaları” açılarak, tehditler savrularak susmaları istenmektedir. Sadece gerçekleri halkın öğrenmesi için dile getirmişler ve bunun için saldırılara maruz kalmışlardır. Gerçekler susmaz. Can Dündar’ın dediği gibi ‘Tehdidi bırak bu 20 soruya cevap ver’ veya Yürüyüş Dergisi’nin söylediği gibi ‘Baskınlarınızla tutuklamalarınızla bizi susturamazsınız’ seslenişleri aynı içerikte ve doğrularda buluşmaktadır.

Can Dündar’a, Yürüyüş Dergisi’ne, Barış İnce ve Birgün Gazetesi’ne geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

 

BASIN EMEKÇİLERİ

www.basinemekcileri.com