Günlerce “Cizre’de çatışma” haberleri izledik televizyon ekranlarından. Gözümüzün
ekranda gördüğü, barikat görüntülerinden ibaretti sadece. Barikatların ardındaki yanmış
yıkılmış şehri, devletin katliamcılığını gösterme cüretine sahip bir gazeteci çıkmamıştı.
Tüm ülkeye “teröristlerin güvenlik güçlerine saldırdığı, ortalığı karıştırdığı” haberleri
yayılıyordu. AKP’den aldıkları talimatlarla kaleminden kan damlayan haberler yapan
burjuva medya, gazetecilik mesleğinin gereğini yapıp bir kez olsun “Peki ya bu 23 insan
nasıl öldü? 35 günlük çocuk da mı barikatta polise saldırırken vuruldu?” sorusunu
sorsaydı, gerçeğe giden yola girmiş olacaktı. Ama yapmadılar. Bilerek ve isteyerek
yapmadılar. Kürt halkına bir mesaj vermek istedi AKP faşizmi. Ya tam teslimiyet ya da
imha. Direnirsen katlederim, taş taş üstünde koymam, yatacak bir dam bile bırakmam.
Mesaj buydu. Mesajın yerine ulaşması için başladılar katliama.

Cizre’de sokağa çıkma yasağı ilan edilerek bir şehir hapishaneye çevrildi. Sabahın 5’inde
çöp atmaya çıkan dedeleri vurdular. 10 gün boyunca bir halkı elektriksiz, susuz,
yiyeceksiz bıraktılar. Cizre’de Kürt halkımız katledilirken internet başında beklemek
olmazdı elbet. Yaşanan katliamı tespit etmek, şehit ailelerine başsağlığı dilemek için
İstanbul’dan yola çıkan Halk Cephesi heyetiyle beraber biz de yola çıktık. Heyetimizde
Dev-Genç’ten, Halkın Hukuk Bürosu’ndan, Devrimci İşçi Hareketi’nden, Kamu
Emekçileri Cephesi’nden ve Kazova İşçileri’nden arkadaşlarımız vardı.
13 Eylül gecesi Cizre’ye doğrudan giden otobüs bulamadığımız için Urfa üzerinden önce
Diyarbakır’a, sonra Cizre’ye gitmeye karar verdik. Geç vakit Diyarbakır’a ulaştığımız
için o gece Diyarbakır’da kaldık. Salı sabahı bir minibüs kiralayıp 9.30 gibi Cizre’ye yola
çıktık. Saat 12.30 gibi Cizre’ye vardık.
Cizre’ye on beş kilometre kala jandarma durdurup kimlik kontrolü yapmak istedi.
Avukatlarımız yanımızdaydı. Önce kimlik istedi, sonra geri geldi ve “Araçta delici,
kesici alet var mı” diye sordu. Sonra kimlik kontrolünden vazgeçti ve kimlik vermeden
geçtik.
Cizre’ye ulaştığımızda ilk iş olarak taziye evine gittik. Belediyeye ait bir binayı taziye evi
yapmışlar; bayraklar, şehit resimleri asmışlar sokağa. Bütün şehit aileleri orada, halk da
orada. Şehit aileleri gelenleri ayakta karşılıyor, tek tek herkesin elini sıkıyor. Yorgun,
bitkin ama dimdikler. Biz de hepsiyle tek tek selamlaştık, güç aldık onlardan.
300 – 400 kişi vardı. Nereden geldiğimize ilişkin açıklama yaptı bir arkadaşımız. Direnişi
selamladı, dayanışma için geldiğimizi anlattı, başsağlığı diledi. Mikrofondan dua okuyan,
konuşmalar yapan kişi bizi tanıttı. Ardından Halk Cephesi adına dualar okuttular. Sonra
da bize konuşma yapmamız için söz verdiler.
Arkadaşımız konuşmasında “Acılarını paylaşmaya geldiğimizi, düşmanımızın AKP
faşizmi ve onu besleyen Amerika olduğunu, halkların kardeş olduğunu ve bize
yasatılanların hesabını hep birlikte soracağımızı” anlattı.
Cizre’de yaşayan bir arkadaşımızın ailesi ile birlikte, direnişin yaşandığı Nur
Mahallesi’ne geçtik. Gittiğimizde mahalle hala abluka altındaydı. Sokak başlarını zırhlı
araçlar tutuyor, ara ara sokak ortalarına geliyorlardı. Mahalleyi baştan sona dolaştık,
evlere girdik, girdiğimiz her eve İstanbul’dan geldiğimizi, devrimci olduğumuzu anlattık.
Burjuva basından izlediklerimiz ile gördüklerimiz, dinlediklerimiz arasında uçurum
vardı. Bir mahalleyi yerle bir etmişler. Neredeyse oturacak ev kalmamış̧ mahallede.
Bütün binalar delik deşik, duvarlarda koca koca delikler var, binlerce kurşun izi var.
Duvarlardaki büyük deliklerin nasıl oluştuğunu sorduk; “top atıyorlar” dediler. Bütün
evlerin kapısı kırık, panzerlerle dalıp kırmışlar tüm kapıları.
Esnafın dükkanlarını, duvarları da panzerlerle yıkmışlar. Evin içinde onlarca kişi varken
roket atmışlar, havan kullanmışlar. Evler tahrip olmuş̧, bir çok ev tamamen yıkılmış̧, bir
ev tamamen yanmıştı.1-15pages_easy2
Her taraf paramparça. Halk sokakta ya da sağlam kalan bir odada onlarca kişi yatıyor.
Özellikle evlerin yiyecek depolarına ve marketlere saldırmışlar, yiyecek içecek tükensin
diye. 8 gün boyunca ne su, ne elektrik ne de internet, hiçbir şey yokmuş̧. Su depolarını da
özellikle patlatmış̧ özel harekatçılar.
Buldukları çamurlu suları içmiş halk susuzluktan. Cizre çok sıcak bir yer. Nur
Mahallesi’nin sokakları hayvan leşleri yüzünden çok kötü kokuyordu. Susuzluktan
hastalıklar baş göstermiş̧.

Bir eve roket atmışlar, roket attıkları sırada evdekiler ve oraya sığınan komsularla birlikte
17 kişi roketin girdiği odanın yanındaki odada uyuyorlarmış.
Nur Mahallesi’ni karşıdan gören bir tepe var. Belediye bu tepenin üzerine Mem-u Zin
Kültür Merkezi yapmış̧ ama daha hiç kullanılmadan karargaha çevirmiş̧ polis burayı.
Keskin nişancılar oranın üst katından hedef alıp katletmişler halkı.
Hala sokaklarda çatışma hazırlığı yapıyor halk, hendek kazıyor, kum torbalarını
dolduruyor.

Cizre halkı katliama rağmen moralli, direnmenin gururunu taşıyor.
Savaş, halkları saflaştırıyor, bilinçlendiriyor…
Bizim bir arkadaşımızın dayısı da evinin önünde beklemiş̧, orada nöbet tutmuş̧. Her
bomba atımında sokaklara çıkıp birileri zılgıt çekiyormuş̧. Birileri tava tencereye vurarak
gürültü yapıyorlarmış. Hem halka moral vermek hem de düşmana korku uyandırmak için
yapıyorlarmış.

Mahalledeki görüşmeler bitirince HDP ilçe binası önüne geldik. Yöneticilerden birisi
dışarıdaydı, kişi kişi kendimizi tanıttık.
HDP binasının da kapısı parçalanmıştı. Bize “Burayı nasıl buldunuz?” diye sordular.
“AKP, kriz içinde, sürekli saldırıyor. ABD ile anlaştığı için daha azgınca saldırıyor.
İntikam almaya çalışıyor, bunun karşısında direnmek dışında bir seçenek sunmuyor.
Direnmeliyiz, onlara teslim olmamalıyız, bu saldırı ancak daha büyük bir direniş̧ ile
püskürtülebilir. Burada biz de direnişi gördük, halkın direndiğini gördük” dedik.
Taziye evinin orada açıklama yaptık. Açıklamaya iki şehit babası da katıldı ve konuşma
yaptılar.

12 yaşındaki kızını 4 gün peynir için kullandıkları buzdolabında saklayan baba konuştu.
Onların söyledikleri her şeyin bizim için önemli olduğunu, ne anlatırlarsa bizim de onu
herkese anlatacağımızı söyledik, yoksa konuşacak halde değillerdi.
Basın açıklamasının ardından, bize Cizre’ye adım attığımız andan itibaren bize sadece
rehberlik değil, aynı zamanda yoldaşlık, dostluk yapan, savaştan çıkmasına rağmen
misafirperverliğini eksik etmeyen ailemizin evine gittik. Hep birlikte yemek yiyip sohbet
ettikten sonra Diyarbakır’a doğru yola çıktık. Ertesi gün de Diyarbakır’da basın
açıklaması yaptık. Bir gün önce açıklamanın çağrısını yapmıştık zaten. Cizre’de
çektiğimiz fotoğraflardan 5 tane döviz yaptırdık, izlenimlerimizi yazdığımız bir açıklama
yazdık ve Diyarbakır’ın Ofis denen yerinde açıklama yaptık.
Biz gittiğimizde yığınak yapmışlardı. Akrep, TOMA, çevik kuvvet bekliyordu.
Çok kibar ve esprili davranmaya çalışıyorlardı. O yılışık yüzlerin ardındaki katillerin
halka neler yaptıklarını düşününce hepimizin yüreğini nefret kapladı.
Yıllar önce bestelediğimiz bir türkü Em Ne Bin Ketine… Bugün Cizre halkının yangın
yerine dönmüş evini, ocağını, direngenliğini ve başeğmezliğin getirdiği gururunu
anlatıyor sanki;
Yenik Değiliz!