Puslu bir Ankara öğleni.

Memurlar öğle tatili zamanını bitirmiş, telaşla iş yerlerine koşmaktadırlar.
Okul kaçkını sevgililer, yağmakta olan kara aldırmaksızın duvar diplerinde gülüşüyorlar.
İnsanlar koşar adım uzaklaşıyor, kedi duvardan duvara atlıyor.
Yüksel Caddesi ve Konur Sokak’ta her şey olması gereken gibi…
Bir ses, birden bire, bir bıçak gibi sokağa giriyor.
Sevgililer dönüp bakıyor. Memurlar durup bakıyor, kediler kaçarak uzaklaşıyor.

İnsan Hakları Anıtı’nın önünden yeryüzüne sesleniyor Nuriye ve Semih öğretmenler.
“Bizler devrimci, demokrat öğretmen ve akademisyenleriz. KHK ile çalışma hakkımız gasp edildi. Ekmeğimiz onurumuz ve öğrencilerimiz için burada her gün saat 13.00–18.00 arasında oturma eylemi yapıyor, imza topluyoruz. Halkımızı oturma eylemine katılmaya, imza kampanyamıza destek vermeye çağırıyoruz.”
Ses havada dolaşıyor, bir bir yokluyor insanları.
Sokağın köpeği direnenlerin yanında alıyor yerini. Direnişe desteğe gelenler var, soluk soluğa kalmışlar, uzaklardan gelmişler, pankartın ucundan tutuyorlar. Elinde direnişçiler için getirdiği kurabiye, poğaça ve dolmayı uzatıyor bir başka kadın.
Soğuk havada dumanı tüten çay yetişiyor sohbetlere.
Yüksel Caddesi’nde bir gün öncesinden devralınan direniş kaldığı yerden sürüyor.
Çok değil daha bir ay önce Akademisyen Nuriye Gülmen adalet çığlığı ile direnişe başladığında polisler kaba hoyrat elleriyle Nuriye öğretmenin, bir buğday başağı gibi narin bedeni üzerine var güçleriyle çullanıyor, ağzı kapatılıyor ve cadde boyunca sürüklenerek gözaltına alınıyordu. Polis izleyenleri tehdit ediyor, fotoğraf çekenleri tehdit ediyor, terör estiriyordu. İzleyenler polise itiraz edememenin utancıyla öfkeleniyor. Kendisinin bile duymadığı bir sesle kendi kendine söyleniyor. Gözaltı terörüne tanık olan korkunun karanlığında

sessizce seyrediyor. Bu tam yirmi kez tekrarlandı. Nuriye öğretmen yirmi kez gözaltına alındı. Bu irade savaşına Semih öğretmen ve Veli Saçılık’ da katıldı.
İktidarın saldığı korku, giderek yaşamımızın bir parçası haline gelirken, şiddet karşısında bizi seyirci yaparken, bu gidişata seyirci kalmayanlarda vardı.

Şairden el alırsak;

“Dövüşenler de var bu havalarda
El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem
Ümit, öfkeli ve mahzun
Ümit, sapına kadar namuslu
Dağlara çekilmiş
Kar altındadır.”
A.Arif

Nuriye Gülmen, “FETÖ-PDY” iddiasıyla açılan soruşturma gerekçe gösterilerek görevden uzaklaştırılmıştı. Çalışma hakkının gasp edilmesi bir yana, bir aydın olarak mücadele ettiği gericilikle yan yana getirilerek keyfi ve hukuksuz bir şekilde açığa alındı.
Devrimci bir aydının bunu kabul etmesi mümkün değildi o da etmedi.
“İŞİMİ GERİ İSTİYORUM” talebiyle mücadeleye atılan Nuriye öğretmenin mücadelesi, sadece kendisi için değil, siyasi iktidarın tasfiye etmeyi amaçladığı arkadaşları, öğrencileri içinde mücadeleyi içeriyordu.
OHAL’in kaldırılması, işten atılan ve açığa alınan devrimci demokrat kamu emekçilerinin işe iade edilmesi, hukuksuz işten atmalara son verilmesi, 13 bin ÖYP’ li araştırma görevlisinin kadro güvencesinin geri verilmesi, tüm eğitim ve bilim emekçileri için iş güvencesi talebi toplumsal bir itirazın, karşı çıkışın ifadesiydi.

İlgili Yazılar