Dünya böylesine güzel

olur muydu yine

diplomasını çerçeveleyip

para kazanma derdine

düşseydi Dr.Che

yüreğini dağlara asmak yerine”*

Doğum kutlamaları için, “iyi ki doğdun” denir. Belki de bu sözü gerçek anlamıyla hak edenlerden biri de dünya halkların kalplerinde gömülü olan Che Guevara’dır…

14 Haziran 1928’de Arjantin’in Rosario kentinde doğdu Ernesto Che Guevara. Yüksek mühendis olan babası Ernesto Guevara Lynch, İrlanda asıllı bir aileden, annesi Clia Dela Sena ise İrlandalı-İspanyol karışımı bir aileden geliyordu. İki yaşında iken astıma yakalandı. Bu yıllarda başkente, Buenos Aires’e yerleşen aile, daha sonra Ernesto’nun sağlık sorunları nedeniyle, Cordoba’ya taşınmak zorunda kaldı. Cordoba dağlık bir bölgeydi ve Che’nin astımı için daha elverişliydi. Sierra Maestra’da, Batista ordularına karşı savaşırken Che’ye zorlu anlar yaşatan bu hastalık, Bolivya ormanlarında Barrientos’un askerleri tarafından vuruluncaya kadar yakasını bırakmayacaktı.

Altıncı sınıfa kadar ailesinin yoğun çabalarıyla eğitimini yatağında sürdüren Che, ancak lisede okuluna düzenli bir şekilde devam etmeye başladı. Bu arada İngilizce ve Fransızca öğrendi. Okulda İngilizce eğitim yapılırken, annesinden de Fransızca öğreniyordu. Daha on dört yaşındayken Freud’un kitaplarını okumaya başlayan Che, Fransızca şiirlere bayılırdı. Baudelaire’e karşı büyük bir tutkusu vardı. On altı yaşında ise Pablo Neruda’ya hayran olmuştu.

Guevara ailesi, 1944 yılında Buenos Aieres’e döndü. Ekonomik durumları iyiden iyiye bozulmuştu. Che, bir yandan öğrenimine devam ederken, bir yandan da çalışıyordu. Tıp fakültesine yazıldı. Fakültedeki ilk yıllarında Arjantin’in kuzey ve batı bölgelerini bütünüyle dolaşmış, buralardaki orman köylerinde cüzam ve tropikal hastalıklar üzerine çalışmalar yapmıştı. Son sınıfta iken Che, arkadaşı Alberto Granadas ile bütün Latin Amerika’yı kapsayan bir motosiklet turuna çıktı. Bu tur ona, Latin Amerika’nın sömürülen köylülerini yakından tanıma fırsatı vermişti. Che, kentin yoksullarından söz ederken Kübalı ozan Jose Marti’nin dizelerinden alıntı yapıyordu: ”Kaderim bu dünyanın yoksullarına bağlansın isterim, dağlardaki çağlayanları denizlerden daha çok seviyorum… ”Che, 1953 yılının Mart ayında üniversiteyi bitirip doktor oldu.

Venezüella’daki cüzam kolonisinde çalışmak üzere anlaşmıştı. Buraya gitmek için çıktığı yolculuğu sırasında Peru’ya da uğradı. Orada yerliler hakkında daha önce yayınlanmış bir incelemesi yüzünden tutuklanarak hapishaneye konuldu. Hapishaneden babasına yazdığı mektupların birinde hapishanede yaşadıklarını anlattıktan sonra mektubuna, ”Hikmet’in de dediği gibi ‘Yani içeride on yıl, on beş yıl, hatta daha fazlası/ geçirilmez değil geçirilir/ yeter ki kararmasın sol memenin altındaki cevahir” diye yazar. Hapisten çıktıktan sonra Ekvator’da birkaç gün kaldı. Burada Ricardo Rojo adında bir avukatla tanışması hayatının dönüm noktası olacaktı. Che, Venezüella’ya gitmekten vazgeçip, Ricardo Rojo ile birlikte Guatemala’ya gider. Devrimci Arbenz hükümeti sağcı bir darbe ile devrilince Arjantin Büyükelçiliği’ne sığınır. İlk fırsatta ihtilalcilerin safına katılır. Faaliyetlerinden dolayı elçilik binasından çıkartıldı. Guatemala’da kalması tehlikeli bir durum alınca Meksika’ya geçecekti. Ernesto, Guatemala’da birçok Kübalı sürgün ve Fidel Castro’nun kardeşi Raúl ile tanışıyordu. Meksika’ya geçtiğinde ise Fidel Castro ile tanıştı. Şöyle anlatır Fidel ile tanışmasını Che: “Soğuk bir Meksika gecesinde ona rastladım ve ilk tartışmamız uluslararası politika ile ilgiliydi. Aynı gece, birkaç saat sonra, gelecekteki sefere katılacaklardan biriydim.”

Fidel ise karşılaşmalarını şöyle hatırlıyordu: “1955 yılında, hapisten çıkıp Meksika’ya gittiğimde Che’ye rastladım. Oradaki bazı yoldaşlarla daha önce tanışmıştı…(… ) Marksizm-Leninizmi incelemişti, kendini yetiştirmiş bir insandı. Çalışmalarına ve araştırmalarına kendini adayan biriydi, kesinlikle inançlıydı. Hayat yavaş yavaş ona öyle şeyler öğretmişti ki, ben Che ile karşılaştığımda yetkinleşmiş bir devrimciydi. Che çok yetenekli, çok zeki, büyük teorik kapasiteye sahip bir insandı…”

Fidel doğru diyordu, Latin Amerika gezisinin son dönemlerinde, özellikle de Meksika’da Che bu düşüncelerini iyice geliştirdi. Örneğin ailesine gönderdiği mektuplarında Stalin II diye imza atıyor ve 1956 Ağustosu’nda annesine yazdığı bir mektupta şöyle diyecekti Che Guevara: “…Artık izlediğim yol, yavaş yavaş ama kesin biçimde tıp alanından uzaklaşıyor.. Er olarak San Carlos’un (Karl Marks’ı kastediyor) hizmetine gireceğim”

Kısa bir süre sonra gerçekleştirilecek olan Küba Devrimi atılımı için Meksico City yakınlarındaki bir çiftlikte, 82 yoldaşla birlikte İspanya İç Savaşı’nın komutanlarından Alberto Bayo tarafından altı ay boyunca eğitilirler. Eğitimin sürdüğü dönemde bu kamp, Meksika polisi tarafından basılır ve hepsi tutuklanır. İki ay kadar tutsak kaldıktan sonra bırakılırlar.

Daha sonra Granma gemisiyle Küba’ya hareket etti ve savaşın sonuna kadar en ön safta yer aldı. Temmuz 1955’te ilk tanıştıkları gecenin sabahında, Che Guevara artık gerilla birliğinin sıhhiyecisiydi. 26 Kasım 1956’da Meksika’da hazırlanan 82 kişilik çekirdek kadro Granma adlı yatla yedi gün süren zorlu bir yolculuğun ardından Küba’ya çıkar.

Bu ilk gerilla birliği karaya çıkar çıkmaz büyük bir saldırıya uğrar, gafil avlanır. O dağınıklıkta Che Guevara hayatının en belirleyici anlarından birini yaşar. Kararını verir: “O gün doktorluğa olan sevgimle, devrim subayı olarak bana düşen görev arasında bir seçme yapmak zorunluluğuyla karşılaştım. Önümde ilaç dolu sırt çantası ve bir sandık kurşun duruyordu. İkisi bir arada taşınamayacak kadar ağır bir yük meydana getiriyordu. Sandığı aldım, ilaç dolu çantayı orada bıraktım ve yürümeye başladım.”

Granma’yla Küba’ya çıkan 82 kişilik gerilla birliğinden yalnızca 12 kişi kalmıştı. “Ne kadar tüfek var?” diye sorar Fidel Castro kardeşi Raúl’a. “Beş” der Raúl. “Bende de iki tane var, hepsi yedi eder. Artık bu savaşı kazanabiliriz.” Savaşı bu inançla kazanırlar. Halk ‘barbudos’lar (sakallılar) olarak adlandırdığı gerillalara büyük destek verir. Çıkarmadan 25 ay sonra 1 Ocak 1959’da devrimi zafere ulaştırırlar. Devrim sonrasında Binbaşı Ernesto Che Guevara, Havana’nın La Cabana Kalesi’nin komutanlığına getirildi. 1959 yılında Küba vatandaşı ilan edildi. Bir süre sonra silah arkadaşı Aleida March ile evlendi. 7 Ekim 1959’da Milli Tarım Reformu Enstitüsü başkanlığına atandı. 26 Kasım’da da Küba Milli Bankası başkanlığına getirildi. Böylece Che ülkenin mali işlerini yüklenmiş oluyordu.

23 Şubat 1961’de Küba Devrim Hükümeti bir sanayi bakanlığı kurarak Che’yi bunun başına getirdi. Ancak Playa Giran çatışması sırasında, tekrar kale komutanlığı görevine getirilecekti.

Daha sonra az gelişmiş ülkelere çeşitli yolculuklar yapan Che, sömürülen halkları ve emperyalistleri daha yakından tanıma fırsatı buldu. Bu gezilerinin birinde Che, yakın arkadaşı, Doktor Salvador Allende’yi ziyaret etti. Allende’ye hediye ettiği ‘’Gerilla Savaşı’’ adındaki kitabını şu sözlerle imzaladı: “Başka bir yol izleyerek aynı sonuca ulaşmaya çalışan Salvador Allende’ye. Sevgilerle. Che.”

Bu durum Che’nin savaşçı yanının tekrar canlanmasına yol açacaktı. Artık başka Latin Amerika ülkelerine gidip halkları örgütlemesi gerektiği kararını vermişti. Aslında bu kararını en başta vermişti. Küba Devrimi daha gerçekleşmemişti. Che annesine yazdığı bir mektupta şunları ifade edecekti: “Küba’da yanlış olanları düzelttikten sonra, başka yerlere gideceğim doğru. Bir bürokratik ofisin dört duvarı arasına ya da bir alerjik hastalıklar kliğine kapanırsam, Allah belamı versin.”

O dönemki çalışma arkadaşlarından José Manuel Manresa, devrimde iki yıl sonra 1961’de Che’nin odasındaki dolaba yaslanıp kendisine “Burada beş yıl daha kalırız ve sonra çekip gideriz. Beş yıl sonra da gerilla savaşı yapabiliriz” dediğini aktarır.

Beş yıl bekleyemedi. Dört yıl sonra, 1965 yılında Küba’dan ayrılarak dünyanın başka ezilen ülkelerine doğru yola çıktı. 3 Ekim 1965’te Fidel Castro, Che’nin ünlü veda mektubunu Küba Halkı’na okudu.

İlk olarak Kongo’ya daha sonra da CIA ve Amerikan Ordusu Özel Harekât Birlikleri’nin ortak operasyonu sonrası yakalanacağı Bolivya’ya gitti. Guevara 9 Ekim 1967’de Vale Grande yakınlarındaki La Higuera’da Bolivya Ordusu’nun tutsağıyken katledildi.

Che, Bolivya’nın sayısız uçurumlarında, yarlarında, geçitlerinde ilerlerken tarih 8 Ekim 1967’yi gösteriyordu. Che, tüm arkadaşlarına geride iz bırakmamak için sadece suda yürüme emrini henüz vermiştir ki ilk çapraz kurşunlar üstlerine yağmaya başlar.

Gerillalar pusuya düşürülmüşlerdir. Karşılık verirler ama kurşunun atıldığı hedefi bilmeden. Birdenbire Che haykırır, baldırı delinmiştir.. Che ve yoldaşları tutuklanarak geçici olarak bir okula getirilirler. Bolivaya’lı albay tarafından sorguya çekilir katledilmeden…

Kübalı mısınız, yoksa Arjantinli mi?” diye sordu Bolivyalı Albay Selich.

”Ben Kübalı, Arjantinli, Bolivyalı, Perulu ve Ekvadorluyum. Anladınız mı?”

”Neden ülkemizde faaliyet göstermeye karar verdiniz?”

”Köylülerin içinde yaşadıkları durumu görmüyor musunuz?” diye sordu Che.”İnsanın yüreğini burkan bir yoksulluk içinde vahşiler gibi yaşıyorlar. Terk edilmiş hayvanlar gibi tek bir odada uyuyor ve yemek pişiriyorlar; üstlerine giyecek elbiseleri yok.”

”Küba’dakiler de öyle”, diye sert bir karşılık verdi Selich. ”Hayır, bu doğru değil” diye bağırdı Che. ”Küba’da hala yoksulluk olduğunu inkar edemem, ama (en azından) oradaki köylülerin bir gelişme hayali var. Bolivyalıların umudu bile yok. İnsani koşullarda hiçbir gelişme görmeden, nasıl doğmuşlarsa öylece ölüp gidiyorlar…”

Che’yi kimin öldüreceği askerler arasında yapılan bir kura sonucu saptanır. Mario Teran’dır, Che’nin şu son sözlerini duyacak olan katilin adı: ”Buraya beni öldürmeye geldiğini biliyorum. Vur beni korkak, yalnızca bir adam öldürmüş olacaksın…”

Sekizinci Tümen İstihbarat Dairesi Başkanı ve Che’nin son anlarını rapor etmekle görevli Colonel Arnaldo Saucdo’ya göre, Che’nin son sözcükleri: “Biliyorum, bana ateş edeceksin; asla canlı tutulmayacağım. Bu hatanın devrimin sonu olmadığını ve diğer başka yerlerde galip gelineceğini Fidel’e anlat… Askerlerden iyi isabet ettirmelerini rica et.”

Yoldaşı Willy ve Peru halk liderlerinden Chino birlikte La Higuera denilen yoksul bir kırsal kesimde kurşuna dizilirler. 8 Ekim 1967’de, 39 yaşındaki Che’yi kurşuna dizme emri verilir. Che’nin ellerinin kesilmesi emrini bizzat veren Bolivya İçişleri Bakanlığı memuru Cln. Quintinella, birkaç yıl sonra Hamburg’a konsolos olarak tayin olur; orada da “meçhul” bir kadın savaşçı tarafından otomatik silahla taranarak öldürülür.

Che döneminin Bolivya Genelkurmay Başkanı Juan Jose Torres de, 1976’da Arjantin’den kaçırılır; cesedi Buenos Aires’in varoşlarından birinin sokaklarında bulunur. Che’yi yakalayan 8. Taburun Komutanı Cln. Joaquin Zenteno aynı biçimde 1976’da bir gerilla timi tarafından Paris’te öldürülür.

Che ile grubunu ele verip, tuzak yerine yani Del Jaso vadisine gerillaları sürükleyen köylü Honarate ise Che’nin katlinden bir yıl sonra bir gerilla grubu tarafından vurularak cezalandırılır.

Che ve Devrim…

‘’Devrimden başka hayat yok’’ derdi…1957’de Che ile röportaj yapan Arjantinli gazeteci Masetti, ona sorar: “Neden buradasın?” “Latin Amerika’yı diktatörlerden kurtarmanın tek olanağının onları devirmekten geçtiğini düşündüğüm için buradayım. Akla gelebilecek her tarzda buna katkıda bulunmak ve bu mücadeleye mümkün olduğunca doğrudan katılmak istiyorum (…) Sadece Arjantin’i değil, tüm Amerika’yı anavatanım olarak görüyorum.”

Sahi, yaralı yerde yatarken “ne düşünüyorsun?” diye soran Bolivyalı subaya, ne söylemişti Che?

-Devrimin ölümsüzlüğünü…

“Ölüm hoş geldi, safa geldi…” derdi ve şöyle yazmıştı veda mektubunda Che:” Bir gün gelip, ölüm durumunda kime haber verilecek diye sormuşlardı. Ve bu gerçek olasılık, hepimizi çarpmıştı. Daha sonra bunun gerçek olduğunu, devrim içinde ya kazanılacağını ya da ölüneceğini öğrendik.”

Che ve Aşk…

Gazeteci Lisa Howard sorar:“Bir devrimcinin sahip olduğu en önemli özellik nedir?” diye..Che yanıt verir : “Aşk” Bu yanıt çok şaşırtmış olmalı ki genç kadın gazeteci tekrar etmekten kendini alamaz. “Aşk?” Che Guevara devam eder: “İnsanlık aşkı, doğruluk ve adalet aşkı. Bunları taşımıyorsa benliğinde, gerçek bir devrimci değildir o.”

Che Yaşıyor…

Che’nin cesedi, Bolivya’nın küçük Vallegrande kendinde bulunup mezarından çıkarılması için gösterilen çabalar nihayet sonuç vermişti. Temmuz 1997’de Che’nin elleri olmayan iskeleti bir Küba-Arjantin ekibi tarafında bulundu. Che, şehrin çamurlar içindeki havaalanında iki metre derinliğindeki bir çukurun dibinde altı iskeletle birlikte yatıyordu. Gerillalardan arta kalanlar mezardan çıkarılarak tabutlara konulup ve uçakla Küba’ya getirildi. Vallegrandeki bir kamu telefon binasının kerpiç duvarına kazılmış İspanyolca sözler çok şey anlatıyordu:’’Che Yaşıyor, asla istemedikleri kadar!’’

Paco Ignacio Taibo II’nin, “Che bile bazen Che gibi olamaz” ironisiyle betimlediği Che’nin ezilenlerin yüreğinde yaşıyor olması öylesine söylenmiş bir şey değildir. Çünkü, Ögrenci Saldırmazlık Eşgüdüm Komitesi’nden Julis Lester’in yıllarca önce söylediği gibi;’’Che’nin ölmüş olması önemli değildir, önemli olan onun gibi bir insanın yaşanmış olmasıdır. Yoldaş Che’yi yok edebilmek için, biz yoksulların tümünü yok etmeleri gerekir; bu ise olanaksızdır.’’

Fidel Castro, İtalyan gazeteci Gianni Mina’ya Che’nin rüyasında kendisiyle konuştuğunu ve ona ‘’bir şeyler’’ anlattığını söyler. Che’nin katledildiği La Higuera okulu yıkılmış, yerine sağlık ocağı yapılmıştı ama sağlık ocağı hiçbir zaman açılmamış, ne doktor ne de ilaç gelmemişti kasabaya. Sonra yerine başka bir okul kurulmuştu. Uruguaylı gazeteci Ernesto Gonzalez Bermejo okulu 1971’de ziyaret etmişti: ‘’Che hakkında ne biliyorsunuz ‘’ diye sormuş Bermejo öğrencilerden birine, öğretmen kendi işlerine daldığı bir sırada.

‘’İşte orada ’’ demiş çocuk, Simon Bolivar’ın bir portesini işaret ederek…

Che orada ve bugün gelecekte örnek olmaya devam ediyor. Fidel Castro şöyle der: ’’Bugün değil de geleceğe ait bir insan modeli istiyorsak, bütün kalbimle şunu diyorum ki bu model, tutumunda tek bir leke taşımayan, davranışında tek bir leke taşımayan Che’dir! Çocuklarımızın nasıl bir insan olmaları gerektiğini ifade etmek ..istiyorsak, coşkulu devrimciler olarak yüreğimizden şunu söylemeliyiz: Onların Che gibi olmalarını istiyoruz.!’’

Bugün Che Bahtiyar ve Şafak olarak yaşar, onların adalet eyleminde yaşar ve ezilenlerin yüreğinde sonsuza kadar… Sonsuza dek!

İyi ki doğdun komutan!

*Sunay Akın

KAYNAKLAR:

Nam-ı Diğer Che Paco İgnacio Tanibo II Everest Yayınları

Che Guevara Devrimci Bir Hayat Jon Lee Anderson İthaki Yayınları