Kuşlar meclisi, her ay düzenli olarak toplanırdı ve yeni bir konu meclisin gündemini oluştururdu. Bu şekilde kuşlar familyası, hepbirlikte ortak sorunlarını çözerlerdi.. Meclise çoğu zaman huma kuşu başkanlık ederdi. Huma kuşunun çok yükseklerde uçusu kuşlar arasında ona bir saygınlık kazandırmış, bu nedenle başkanlık görevi kendisine verilmis, o da bu görevi büyük bir özveriyle ifa etmeye çalışırdı.. Her sorun huma kuşunun başkanlığında kuşlar arasında etraflıca konuşulup değerlendirilir, oy birliği ile karara bağlanırdı. Böylelikle kendi adaletini kendi sağlardı kuşlar meclisi.. (Halk inancında huma kuşu, göğün yükseklerinde uçması nedeniyle “cennet kuşu” olarak da bilinir. Eskiden bir hükümdar ölünce halkın bir meydanda toplandığı ve Huma’nın gölgesinin üzerine düştüğü kişinin hükümdar olacağı inancı da bu kuşun “hükümet kuşu” ya da “talih kuşu” olarak adlandırılmasına neden olmuştur. Ülkemizde ise eşsiz bir uzun havadır, Erzurum’un karlı dağların da yankılanır her zaman: ‘Yavru yavru huma kuşu yükseklerden seslenir..’ Türküler gibi hür; adı türküler gibi sonsuza kadar yaşıyacaktır böylelikle..)
Huma kuşu, toplantıyı başlatmak üzere kürsüde yerini alir. “Herkes geldiyse toplantımıza başlayalım arkadaşlar..” Meclisin, ”Başlayalım, başlayalım başkan.” sözleri salonda yankılanır. “Ama bi dakika, bi ayak sesi geliyor, kim bu ağır ağır gelen? Huma kuşu.. Keklik atlar söze, biraz alaycı bir tavırla, “Tavus kuşu tabi ki..” Tutmazlar kendilerini gülerler art arda.. “Evet gülmeyelim arkadaşlar, sessiz olalım, başlıyoruz. Geçen ay ki toplantımızda dostumuz atmaca söz almış, sıkıntılarını dile getirmişti..” Huma kuşu.. Ebabil yerinden kalkarak müsade ister. “Afedersiniz başkan nelerden bahsedilmişti, mazeretim vardı katılamamıştım toplantıya..” “Hatırlatmak isteyen var mı? Hatırlayan var mı arkadaşlar? Boran, “Merhaba arkadaşlar, atmaca kardeşimiz bizlere yaşam alanında ki temel sorunlardan bahsetmişti.. Hidroelektrik santraller zaten uzun süredir gündemimizi oluşturmakta, bir yenisi de Rize’de gerçekleştirilmek istenilen ‘Yeşil Yol Projesi’.. Geçen ay yeşil yol projesini konuşup değerlendirmiştik meclisimizde..” “Neler önerdik, nasıl bir karar aldık peki?” Ebabil.. “Hava ana gibi bizler de direnecek atmaca ailesine destek olacaktık.” “Doğru bir karar daha alınmış öyleyse..”
Huma kuşu, ayağa kalkar. (Huma kuşunun bu hareketi meclis için bir sessiz komuttu adeta başkanın sözlerini eksiksiz duyabilmek için herkes kulak kesilirdi.) “Evet kardeşlerim, zor günlerden geçiyoruz.. Yeryüzü de gökyüzü de insanların zalim olanlarına yetmiyor.. İnsanlar doğanın sahibi değil bizler gibi birer parçasıdır sadece.. Ama gelin görün ki zalimlerin yasaları böyle işlemiyor.. Midesi delik böylesinin tüm dünyayı yese doymuyor.. Bizim türümüzü değil insan türünü de yok edecekler böyle giderse.. Zalimler, mazlumların kanıyla besleniyor.. Kusura bakmayın tutamadım kendimi yine.. Söz almak isteyen var mı?” Turna söz almak ister, başkanın sözlerinden sonra daha da cesaretlenerek.. “Merhaba kardeşlerim, ölümsüzlük denilmiş adıma, turna olup göğe yükselirmiş ölenler.. Hz.Alinin sesi olmuşum, Hacı Bektaşi ile sırdaş.. Uçuşumdan esinlenmiş halk, semaha dönmüş, adımı bir semaha vermişler.. (Sesi titremeye başlar sözü ilerledikçe mahsunlaşan hali gözlerden kaçmaz.) Haberci kuşu olmuşum Anadolunun çoğu türkü de, deyiş de adım vardır.. Sevdiği, değer verdiği kişilerle aramda bir bağ kurmuşlar yüzyıllardır, benimle dertleşirler yani.. Ama gelin görün ki artık pek türkü söylemez oldu bu halk ya da söylediği şeylerde adım geçmez, gençler beni tanımaz, ben de onların dilinden anlamaz oldum..” mahsun hali daha da artmıştır turnanın. Bu durumu fark eden karga, hem arkadaşını hem salonu neşelendirmek uzere söze girer. “Çok edebi konuştun yine ‘telli turnam’.” Amacına ulaşır herkes basar kahkahayı .. “Lütfen arkadaşlar, niye gülüyorsunuz! Dememiş miydik herkesi dinlicez diye..” Huma kuşu.. Kukumav dayanamaz söze atlar, “Doğru soylersin turna kardeş ama bu halk sana umut bağlamış, yolunu gözlemiş yüzyıllardır. Bir sürçen atın başı kesilmez derler, dur bakalım hele, hemen karalar bağlama öyle peşin peşin..” “Sen de doğru söylersin kukumav kardeş ama ne yalan söyleyeyim ben de seni de pek konuşkan gördüm bugün, şark bülbülü gibisin maşallah! Turna.. Herkes kendi arasında fısıldaşmaya, gülmeye başlar tekrar. “Evet eveet ciddi!… Başka söz almak isteyen var mı kardeşlerim? Su kuşu kanadını açar. “Evet seni dinliyoruz su kuşu..” “Su çulluğu diyecektiniz başkanım öyle anlaşmıştık..” “Bağışla.. Evet seni dinliyoruz su çulluğu.” “Selam kardeşlerim, benim şikayetim de atmacanınkinden farklı sayılmaz. Yaşam alanım gittikçe daralmakta; su kaynakları, sazlıklar gittikçe tükeniyor, yok oluyor. Var olanlar da su olmaktan çıktı vesselam.. Böyle devam ederse şayet zorunlu göçe mahkum olucam..” “Benim için de aynı şey geçerli kardeşim, koruma altında olduğumu söylüyorlar ama birkaç hayırsever dışında yüzümüze bakan yok.” Kelaynak kuşu.. “Kelin ilacı olsa kendi başına sürer, diyorsun.” Alıcı kuş.. Başkan sesini yükselterek, “Lütfen lütfeen arkadaşlar gülmeyelim, serçeler siz de oturur musunuz yerinize! Sen de alıcı kuş lütfen böyle şakalar yapma bir daha. Müsade almadan kimse söze girmesin artık.” Konuşurken leyleğin müsade istediğini farkeder. “Evet seni dinliyoruz leylek kardeş.” “Başkanım, siz de bilirsiniz ki birçok arkadaşım gibi baharın habercisiyim ben de.. Ama semasına ulaştığım çoğu yerde, eskisi gibi karşılamaz oldu beni insanlar; sıcak memleketler, üzerinde ardı ardına patlayan bombalarla daha bir kavurucu oldu, göz gözü görmüyor deyim yerindeyse, her yer feryat figan.. Anlayacağınız zor kanat açar oldum sıcak memleketlerime. Gözüm arkada kalıyor, gönlüm dar düşüyorum buralara… Ahh! Buralar da pek farklı sayılmaz ya!.. Ayrıca baharın geldiğini bizler de anlayamaz olduk öyle değil mi ebabil kardeş? Başını sallar, derin bir of çektikten sonra, “Evet evet.. Hergün attıkları bombalarla adına “ekolojik denge” dedikleri şeyi kendi elleriyle, kendileri bozuyor leylek kardeş.” Karga, muzip bir gülümsemeyle ebabile bakarak, “Nuh’un gemisi de yok artık napmayı düşünüyorsun?..” Herkes dayanamaz güler yine. Huma kuşu bir hışımla saldalyesinden kalkar, sesi salonu inletecek kadar yükselmiştir artık, “Böyle bir konuda nasıl şaka yapabiliyorsunuz hala, bombalardan bahsediyoruz kardeşlerim bombalardan!. Lütfen kendimize gelelim.. Durun bi dakka, bu ses de nedir?” Herkes meraklı gözlerle sesin geldiği yere bakar. “Angut kardeş galiba gelen. Evet evet o.” Ebabil.. “Of! Bir kere de düzgün bi iniş yap be kardeşim ne o öyle yuvarlana yuvarlana!” Huma kuşu.. “Napayım fıtratımda var başkan, geç kaldığım için özür dilerim kardeşlerim.” Karga fırsatı kaçırmaz, “Abdestsiz sofuya namaz dayanmazmış o hesap..” Huma kuşu, “Evet karga kardeş, anlaşıldi.. Bugün şakaların sonu gelmeyecek neyse başka söz almak isteyen yoksa eğer asıl meselemize geçmek istiyorum. Söz almak isteyen var mı arkadaşlar?” Kimseden ses çıkmaz.
“Evet başlıyorum öyleyse.. Siz de biliyorsunuz ki bu son dönemde bir arkadaşımız hepimizden daha fazla yorulmakta, yıpranmakta.. Ve bu müşkül hali bizleri çok üzmekte..” Muhabbet kuşu kanat çırparak, “Aaa kimmiş o çok merak ettim.” “Lütfen sabırlı olur musunuz arkadaşlar! Afedersiniz başkan.” Pepuk(guguk).. Huma kuşu güvercini göstererek, “Evet sözü arkadaşımıza veriyorum şimdi.” “Merhaba kardeşlerim merhaba.. Başkanımın da ifade ettiği gibi gerçekten çok yorgunum.. Bir çözüm sürecidir sürüp gitmekte.. İnsanların yöneticileri tarafından ordan oraya koşturulup durmaktayım..” Baykuş bütün yırtıcılığıyla, söze girer, “İnsanları yönetemeyenler tarafından mı desek…” “Evet evet çok yoruldum, bakın tüylerim nasıl dökülmüş sıkıntıdan.. Bir şey çözdüğüm, çözeceğim de yok.!” Angut biraz şaşkın bir ifadeyle, “ Niye ki kardeşim kimse istemiyor mu barışı..” “İstemekle oluyor muymuş her şey.. Öncelikle bunu konuşalım madem.” Boran.. Huma kuşu, “Konuşalım öyleyse, buyrun arkadaşlar.. Ama güvercin kardeşimizi biraz daha dinleyelim ne dersiniz?” “Anadolu halkları için değerliyizdir arkadaşlar, hatirlayin çok değil elli sene önce hepberaber yaşardık. Açık bir cam bulduk mu konuverirdik içeri davetsiz.. Avluların da, bahçelerin de bize de yer vardı her zaman; her türküsün de, oyunun da, bazen de halısının nakışın da… Baş tacı yapmışlardır bizi biliriz.. Ama şimdilerde kendi karnını doyuramayan, açlığın, yoksulluğun pençesinde kıvranan halk bizi nereye kondursun.. Halka bu zor günlerinde yardım etmek istemez miyiz?” “Sadece Anadolu olsa.. Ne yazık ki dünyanın her yerinde aynı açlık, aynı sefalet dizboyu.. İnsanlar kuş sürülerinden farksız umudun peşinde ordan oraya koşmakta ama vardıkları her yerde kapılar teker teker yüzlerine kapanıyor.. Umudun mavisi, onlara mezar oluyor..” Leylektir konuşan.. “Evet öyle çok üzülüyorum bu duruma öyle çok üzülüyorum ki.. Ama kahretsin elimden bir şey gelmiyor kahretsin!” Huma kuşu, güvercinin kafasının bu kadar karışık olmasına bir anlam veremez biraz da çaresiz haline kızarak, “Üzülme güvercin kardeş üzülme, sana bu kadar üzülmeyi kim öğretti hem??.. Ben yüzyıllardır yeryüzünde insanların emek vermeden bir hak elde ettiğini görmedim arkadaşlar, sen gördün mü anka kuşu söyle..” Zümrüt-ü Anka, “Hayır ben de görmedim, hatta en ufak bir hak için, haklı talepleri için diri diri yanan insanlar gördüm her defasında..” “Bi saniye bi saniye! Nasıl yani illa kan mı aksın istiyorsunuz, bu savaş merakınız nedir böyle anlamıyorum.. Bakın bir halkı nasıl evlerine hapsettiler ve evlerinde katlediliyor insanlar.. Barış gelse güzel olmaz mı? İnsanlar, çocuklar ölmesin lütfen..” Boran, çok sevdiği arkadaşı tavus kuşunun bu sözleri karşısında hayrete düşerek, “İnsanların ölmesini en son biz isteriz heralde.. Teşbihte hata olmazsa bir örnekle anlatmaya çalışayım durumu. Hepimizi bir kafese koysalar, kocaman altın bir kafese ve bizi gece gündüz besleseler çatlayana kadar yesek hani.. Sırası geldiğinde de bizi satın alacak insanları buyrun siz seçin deseler… Yani sadece seçme hakkı tanısalar.. Şimdi çok değerli kardeşlerim soruyorum sizlere, biz bu durumda artık özgürüz, özgür olduk diyebilir miyiz?” meclis tek bir seferde, “Hayıır, tabiki hayııır!” “Ne zaman özgür oluruz peki bütün gücümüzle kafesi kırdığımız zaman değil mi? Güvercin kardeşimizin meselesi de buna benzer işte.. Barış isteyenlerin değil onun için mücadele eden, emek harcayan, bedel ödeyen insanların olacaktır sadece..” “Evet, ayrıca savaş diyenden barış istemek ya da haksız olandan hak talep etmek niye ki?..” der huma kuşu, Tavus kuşu biraz ikna olmuş bir şekilde, “Peki barış ne zaman inecek yeryüzüne?” “Toplantının başında insanların zalimlerinden bahsetmiştim ya sizlere.. İşte o zalimler yeryüzünden silinene kadar savaş devam edecek.. Gölgem devlet hakanlarını değil masum insanları koruyacak her zaman..”Huma kuşu.. “Ve onların elindeki silahlar, bombalar bitene kadar, halk da silahını bırakmayacak..” Boran.. Huma kuşu saatine bakar, “Karar için başka önerisi olan var mı, konumuzu toparlayalım yavaş yavaş..” Pepuk, “Bence başkanım, güvercin kardeşimizin gagasında zeytin dalı yerine başka bir şey olmalı..” “Nedir mesela? Ne olmalı?” “Düşünelim hepberaber..” Ebabil, “Evet katılıyorum sana pepuk kardeş bence kızıl bir fular olmalı, ne dersiniz?” Meclis büyük bir heycan ve coşkuyla, “Evet eveet! Güzel olabilir..” “Olabilir mi, olur mu?” Meclisi net cevaplar vermeliydi her zaman.. Karga yine, “Olur da beş yıldan başlıyor cezası..” Meclis, “Of karga of!” “Başka öneriniz yoksa oylamaya sunuyorum kardeşlerim, evet yok sanırım, kızıl fular kabul diyenler?” Meclis, tek bir ağızdan, “Evet kabul kabul!” Huma kuşu, bu sefer karar için yerinden kalkar, kanatlarini acmadan evvel tuylerini soyle bir duzeltir, “Evet, kararı açıklıyorum kardeşlerim.” Herkes ayağa kalkar. “Güvercin kardeşimiz, gagasında zeytin dalı değil kızıl fularla dünya halkları mücadelesinin sembolü olacaktır artk..”
Meclis, bir ay sonra toplanmak üzere dağılır.