Nereye Gider Nereden Çıkar Bu Tırlar!

Bir tır çıktı bir şehirden yola, varacağı şehir nere?
— Gizli, söylenmez.
Kim götürüyor?
—Sır!
Kim gönderiyor, kim bekliyor?
—Bilinmez…
— Peki ne vardı o tırların içinde, ne taşıyorlardı bu kadar sırla, nereye götürüyorlardı? Kaç tır kalktı böyle?
3 mü, 5 mi, 10 mu?
— Sır, devlet sırrı, çok gizli…

Ne vardı o tırlar da anlatayım mı sizlere. Gerçi işini bilir(!) bir asker çevirdi o tırları sonra bin türlü dert aldı başına. Neydi o askerin derdi net değil ama asker görevinden alındı ve ondan sonra bu tırların hikâyesini yazan, çizen herkes tehdit üstüne tehdit aldı. Nasıl olurda devlet sırrı ortaya çıkartılırdı.

Ama ne yapsalar da ne etseler de saklayamayacakları gün gibi ortada gerçekler vardı. Üstünü örtmeye çalışsalar da, gizleseler de yalanlasalar da saklayamayacakları, gizleyemeyecekleri gerçekler.

Bu gerçekler hiç beklemedikleri bir an gelip kıyıya vurdu. Hazırlıksız, ani yakalandılar ve o an bir muhabir bastı deklanşöre. Ve o sakladıkları, gizledikleri tırlar bir bir yansıdı karelere. Muhabirin fotoğrafları düştü dünya gündemine… Ülkemizin dört bir yanında yüklenip sınır kapılarından geçen tırlar, beslenen büyütülen IŞİD çeteleri gerçeği Bodrum’da kıyıya vurdu.

Gerçek artık ortadaydı. Susamazlardı. Ama ne diyeceklerdi? Benim tırlarımdı o cansız bedenler, ben yaptım, o tırlarda silahlar, mermiler vardı diyecekler miydi? .
Hayır.
O halde yine yalan, yine üste çıkma vakti. Ağlanma, sızlanma, gözyaşı dökme vakti. Tırlarım yakalandı diye ağlayanlar, kuduranlar timsah gözyaşları dökmeye başladılar bu sefer de Aylan bebekler için.

“ 3 yaşında bir çocuk, bu savaşın sorumluları hesap vermeli.
Tüm dünya tüm insanlık bunun karşısında suçlu.
İnsanlık kıyıya vurdu.”

Sonra çağrılar yapmaya başladılar, tüm dünyaya çağrılar yaptılar, toplantılar üstüne toplantılar örgütlediler;
– Bu kan bitmeli, durmalı. Ne olacak bu insanların “mültecilerin” hali.
Biri tır gönderir, öbürü uçak, diğeri kamyon. Birinin kıyısına vurur, birinin kapısına gelir dayanır. Tabi Avrupa bu duruma nasıl sessiz kalsın, kalamaz. Kucak açar “mültecilere”. Bu dramın son bulması için herkesin vicdanına seslenirler. Bu ayıba son verilmelidir. 3 yaşında bir çocuk nasıl kıyıya vurur. Görmezden gelinemez artık, bu insanlık ayıbı, bu dram son bulmalıdır.

Sahi ne oldu bizim tırlara, kimdi 3 yaşındaki çocuk?
Bilir misiniz Ege’yi, Ege denizini?
Sabahın seherinde sakin sakin, yavaş yavaş kıyıya vurur Ege. Yavaş yavaş dalgalanır. Kaç can aldı, kaç cana kıydı bu yıl Ege?
Ege sessiz ama içinde fırtınalar. Kaç vakittir böyle Ege. İçinde canlar taşır. Ah çabucak ulaştırsa canları, ah durmadan solukları varsa kıyıya… Ama çoğu kez olmaz, yapamaz, yetmez gücü.
İşte yine bir sabah onlarca can taşıdı kıyıya ama soluklarını yetiştiremedi. Cansız bedenleri bırakıverdi usulca kıyıya. Çoluk çocuk onca insan. Hele biri vardı içlerinde öyle yatağında uyur gibi yüzükoyun süzüldü toprağın üstüne avuçları açık göğe bakar. 3 yaşında Aylan bebek sessizce yatıyordu kıyıda, haberi yoktu olan bitenden. Ondan az ileride abisi 5 yaşında Galip sonra annesi, akrabaları… Onlar Yunanistan’a varmak için çıkmışlardı yola ama şimdi derin bir uykuda Bodrum kıyısında. Şimdi yurtlarındaydılar belki, kendi ülkelerinde Suriye’de. Evlerinde, sokaklarında… Ama şimdi onlar Ege’de vurdular Bodrum kıyısına ve cansız bedenleri takıldı bir muhabirin kamerasına.

1-15pages_easy_Sayfa_22

3 yaşında bir çocuk tatilde miydi Ege’de abisi, annesiyle. Yüzlerce, binlerce Suriyeli neden küçücük, güvensiz bir bota sayısından fazla binip ulaşmak istiyordu, Yunanistan’a, Avrupa’ya?
Neden terk eder bir insan yurdunu, neden onca risk alıp kaçar ülkesinden. Suç Egenin mi? Suç insanlığın mı?

Yıllardır yanıyor Suriye, yıllardır Suriye halkının üstüne yağdırılıyor bombalar. Suriye’ye boyun eğdirmek için, Ortadoğu’da kendi politikalarını hayata geçirmek için katlediyorlar halkı emperyalistler. Her yolu deniyorlar, her yola başvuruyorlar yeter ki düşsün Suriye. Işid çetesini besleyip büyüttüler el birliğiyle. Işid azgınca, ahlaksızca saldırdı Suriye halkına. İç savaş var dediler, Esad diktatör, Suriye halkını kurtarmak gerek deyip, Suriye halkını katlettiler. Binlerce Suriyeli Işid çetesinden kaçarak önce sığındı Türkiye’ye. Sonra olmadı Yunanistan’a, Avrupa ülkelerine. Ülkelerini terk etmek zorunda bırakıldılar. Çoluk cocuk Suriyeliler düştü yollara ve kaçış yollarının yine ölüm tehlikesiyle dolu olduğunu bile bile. Yaşayabilecekleri, sığınabilecekleri, çocuklarını daha iyi büyütebilecekleri bir ülke umuduyla… Dayandılar bu yüzden Avrupa kapılarına. Oysa onları bu göç yollarına düşüren onların vatanlarında, topraklarından eden aynı ülkeler değil miydi?

O gün Bodrum’da kıyıya vuran elbette insanlık değil di o gün kıyıya vuran emperyalizmdi. Dünyayı parselleyerek, katliam planlarıyla, yalanlarla ülkelere saldıran, savaşlar açan emperyalizm ve onun işbirlikçileri. Ülkeler deviren, düzenler yıkan, katliamlar örgütleyen, yozlaştırma politikalarıyla kültürleri iğdiş eden, dini ve milli duyguları körükleyerek halkları birbirine düşürenlerdi Aylan’ın ve binerce Suriyelinin katili… Emperyalizmin gerçek yüzüydü kıyıya vuran.

Ne var ki suçlu malum ama kabul edemez suçunu onun “fıtratında” yalan, dolan, aldatma, kandırma var yaptığına yaptım diyemez. Ama o fotoğraf, 3 yaşında ki Aylan bir şey demeliydiler kendi kanlı yüzleri ortaya çıkmadan hemen kapatmalıydılar üstünü o yüzden suçlu tüm insanlıktı, hiç kimse kimseye söylenmemeli, başka suçlu aramamalıydı çünkü suçlu tüm insanlıktı. O yüzden “İnsanlık kıyıya vurdu!” dediler. O yüzden vicdanlara seslendiler.

İşte, Aylan bebek için insanlık suçu diyenlerin gerçek yüzü… Kim bunlar? Başta ABD olmak üzere Fransa, İngiltere, Almanya, tüm emperyalist ülkeler ve onlarla işbirliği içinde olanlar. Bizde şimdi diğer adı AKP. Gizli servisleri, polisleri, orduları, medya tekelleri, besledikleri çeteler.

Ülkelerin yer altı yerüstü zenginliklerini çalarlar savaşlarla, ekonomik anlaşmalarla, açlıktan insanlar ölüyorsa bu dünyada hala sebebi emperyalist politikalarıdır. Her türlü başkaldırıyı, ulusal mücadeleleri, bağısızlık mücadelelerini kanla bastırır; onlar terörist biz kurtarıcı, size demokrasi getireceğiz yalanları ile ülkelerin her şeyine karışırlar. Dini ve milliyetçiliği körükleyerek halkları birbirine düşman ederler. İyi bakın her savaş kararının altında onların imzaları vardır. Sonra da barış elçisi olurlar güya. Oysa dünyanın her karış toprağına savaş üstleri dikmekte üstlerine yoktur. Onların icadıdır işkence tezgahları, gaz odaları, toplama kampları, atom bombaları, kimyasal silahlar… 60 milyon insanı vatanlarından göç etmek zorunda bırakırlar.

Ve tüm bu sebeplerledir ki suçlu biz değiliz, Suriye’de halkı katleden, çeteleri besleyen, halkı ülkesinden göç etmeye zorlayan emperyalizmdir. Suriyeli göçmen krizine çözüm aramaları, Aylan bebek sonrası ayağa kalkmaları hepsi aldatmaca. Ne bekliyor Suriyelileri Avrupa’da, ne yaptılar Türkiye’de? Ne sağladı Türkiye onlara Avrupa ne sağlayacak? Kendi kültürlerini, kimliklerini kaybedecek, ucuz iş gücü olarak çalışacak daha fazla sömürülecekler. Umut kapısı gördükleri Avrupa onları yerlerinden yurtlarından etmekle kalmayıp emeklerini de daha fazla sömürecek.

Bizim utanacak hiçbir şeyimiz yok biz utanmıyoruz, kıyıya Aylan’ın küçücük bedeniyle emperyalizm vurdu. Savaşı başlatan onca insanı yerinden yurdunda eden emperyalizm… Utanarak onların üstlerinden suçlarını almayacak, suçlarına ortak olmayacağız. Ve yalanlarını anlatmaya devam edeceğiz. Ne devlet sırları, ne tırlarla gönderdikleri silahlar ne onca tehditleri… Eğer bu zorbalığa karşı susuyorsak işte o zaman utanmalıyız insan oluşumuzdan.

İlgili Yazılar