Berkin Elvan’ın ölüm yıldönümü olan 11 Marttan önce bir video izlediniz. Türkiye’nin sevilen aydın ve sanatçılarının yer aldığı Sanat Meclisi’nin hazırladığı bu videoda “Ben Berkin Elvan, Katilim Nerede?” sorusu soruluyordu. Milyonların ısrarla, öfkeyle, hasretle sorduğu bu soruyu aydın ve sanatçıların sorması da doğaldır tabii ki. Hatta bu soruyu soran, cevabını titizlikle takip eden kesim de elbette ilk önce onlar olmalıdır. 14 yaşındayken polis tarafından vurulan, devletin başı tarafından terörist ilan edilen, anası yuhalatılan ve katilleri bir türlü bulunamayan(!) Berkin için bu soruyu sormak az bile aslında. AKP faşizminin Gezi Ayaklanması’nda şehit düşen gençlerimize ve onların hesabını sormak isteyenlere karşı takındığı düşmanca tavır; Berkin’de iyice su yüzüne çıkmış, saldırganlığı bu noktada daha da artmıştır.

Burada Berkin’in milyonları bir araya getiren gücünden duyulan korku var. Evet korku. Elbette korku olacaktı… Faşizmin korkusu halktır. Yani milyonlardır. Ayaklanmada gençler barikatlar önünde birer birer düşerken, yeni gençler aynı kararlılıkla dolduruyordu boşlukları. Abdocan’dan Ali İsmail’e, Ethem’den Berkin’e Gezi-Haziran Şehitleri AKP’nin korkulu yası oldu. Berkin’in vurulduğu sabah hangi polisin hangi işi yaptığı videolarla fotoğraflarla sabitken, altı yüz küsur günün ardından faillerin hala saklanıyor olması bu korkunun somutlanmış halidir. Berkin’in ölüm yıldönümünde yapılacak anmalara çağrı yapan ve katillerin bir an önce bulunmasını talep eden bu videoya da aynı korku ve düşmanlıkla saldırdı AKP. Hem de akıllara zarar iddialar üreterek...

İlk önce, Belediyecilikten çok provokatör kimliğiyle tanınan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek girdi devreye. Videonun yayınlanmasının üzerinden 24 saat geçmeden sanatçıları hedef alarak “ayaklanma çağrısı” yaptıklarını ima etti. Hatta bununla ilgili suç duyurusunda bulunacağını belirtti. AKP’nin paralı kalemleri hiç geciktirmeden bir merkezden servis edilen haberleri manşetlerine taşıdı. Sonuç, gazetecilik ve insanlık adına tam bir rezaletti. Gazetecilik ahlakını yitirmiş kimi köşe yazarları sanatçıları provokatörlükle suçladı. İçlerinden bir tanesi güvenlik paketiyle, polis baskısıyla tehdit etmişti. Neler söylemediler ki Sanat Meclisi hakkında; şiddet eylemlerini körüklüyorlar, çocukları kullanıyorlar, Berkin’lerin katilleri bunlardır… denildi. Çok geçmeden de beklenen soruştur- ma açıldı ve videoda yer alan tüm sanatçılar savcılığa çağrılmaya başlandı. Sanatçıların bir videoyla yaptığı “katiller bulunsun” çağrısı üzerine hızla organize olup, hukuk kanalları sonuna kadar kullanıp, paralı basınını da arkasına alarak saldırıya geçen iktidar, enerjisinin birazını katilleri ortaya çıkarmaya ayırsa belki böyle bir video hiç çekilmeyecekti. Meselenin özü de burada saklı asnda. Ortada uzlmaz bir çelişki var. AKP, Berkin olayına sınıfsal açıdan bakıyor. Yoksa iktidar için üç beş tane polisin hiçbir kıymeti yoktur. Ancak korkusu sokakları dolduran milyonların kopararak hakkını alması, kitlelerin kendi güçlerinin farkına varmasıdır. Mesele sadece Berkin Elvan’ın katillerinin cezalan- dırılması da değildir. Berkin nezdinde ayaklanmada hayatını kaybeden, sakatlanan, işkence gören, tutuklanan herkesin hesabının sorulmasıdır mesele. Yasakların, sansürün, baskının, keyfiliğin sona ermesidir. Fakat AKP’nin yolsuzlukları ve yalanları ortaya saçılıp yönetememe krizi derinleştikçe zulmünü de artıracaktır elbette. Yeni ayaklanmaları bu yolla engelleyeceğini düşünüyor iktidar. Nihayetinde her hareketten korkar hale de gelmiştir. Paranoyası büyümüş, muhalif her sese karşı savaş baltalarını çıkarmaya başlamıştır.

AKP’nin büyük paranoyasına göre videonun sonundaki “hayatı durdurun” çağrısı, bir darbe girişimidir. Başta kulağa komik geliyor ama bunu koro halinde söyledikleri için olayın “faşizmin gölgesinden korkar hale gelmesi” gerçeği su yüzüne çıkıyor. Hayatı durduralım diyor video. Evet, on dört yaşında bir çocuk sokak ortasında polis tarafından vuruluyorsa, iki sene boyunca katiller korunup kollanıyorsa orada hayat durmalıdır. Tıpkı Berkin’inin cenazesinde halkın hayatı durdurduğu gibi… Sanat Meclisi video yayınlanmadan önce yaptığı açıklamalarda “hayatı durdurma”nın tanımı yapmıştı bir çağrıyla. Çağrı sanatçılara yönelikti, aydınlara, hukukçulara yönelikti. Emekçi halka yönelikti. 11 Mart günü gündemimiz Berkin olsun, Berkin’in vurulduğu yerde adalet talebimizi dile getirelim demekti bu çağrı. Sanatçılar o gün sahnelerinde sergilerinde Berkini anlatsın, yapabiliyorlarsa tiyatrocular o gün oyunlarını Berkin’in vurulduğu yerde oynasındı. Ama paranoyak ve provokatör zihniyet her sözcükten bir anlam çıkararak Sanat Meclisi’nin çağrısıyla insanların şiddet eylemleri yapacağını duyurdu. Gasp edilen haklarını almak için halkın kullandığı her yöntem elbette meşrudur. Fakat Sanat Meclisi’nin çağrısını şiddet eylemlerini teşvik eden nitelikte göstermek alenen suçtur. İtham etmektir. Adalet talebinde bulunan sa- natçıları aşağılamak, hedef göstermek, maddi ve manevi zarara uğratmaktır. Asıl soruşturma açılma gereken kişiler AKP’nin provokatörleri ve onların paralı kalemşörleridir. Buna rağmen soruşturmanın savcısı sanatçıları şüpheli sıfatıyla soruşturmaya almayı tercih etti. Hem de ortada yasalara göre hiçbir suç unsuru yokken. Ama dediğimiz gibi faşizm kendi yasalarını da tanımaz ve olmadık suçlar ve komplolar üreterek kendine muhalif her şeyi susturmaya çalışır. Sanat Meclisi’nin “suç”larından biri de nemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir ses kaydının videoda yer alması. Evet, videoda Tayyip Erdoğan’ın “talimatı ben verdim” sözleri yer almaktadır. Bu sözlerin böylesi bir videoda yer alması çok doğal değil midir acaba? Polis vahşetinin birinci dereceden sorumlusu devletin zirvesindeki kişi değil midir? Hem de açıkça söylüyor da talimatı ben verdim diyor. Bu durumda başbakanın bir sorumluluğu yok mudur? Dünya âlem izledi. Miting meydanlarında Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan’ı kitlesine yuhalattı Tayyip Erdoğan. Katillerin özenle saklandığını ve davanın üzerinin kapatılmaya çalıştığını bilmiyor mu Tayyip Erdoğan. İstese bir talimatla olayı gerçekleştiren polisler ortaya çıkarılabilir. İşte bu yüzden o videoda yer alıyor dönemin başbakanı, şimdiki cumhurbaşkanı.

Kimse bulandırmaya çalışmasın. Amaç çok açıktır. Berkin’in katilleri açıklansın ve mahkemede yargı- lansınlar. Bu çok temel bir hak talebidir. Adalet insanlarımızın en büyük özlemidir bu günlerde. AKP belki faşizmini yükselterek cevap verecektir halkın yükselen sesine fakat AKP’nin panzehiri sonuna kadar mücadele etmektir. Örgütlü hareket etmektir. Sanatçıların aydınların üzerindeki baskıyı kıracak, düşüncelerin ve sanatın özgürleştirecek yegâne çözüm de budur. Sanat Meclisi bu saldırıların ardından suç duyurusunda bulunarak AKP faşizmini halka teşhir etti. Bundan sonra sanatçıların birliği daha da büyüyecektir. Ülkenin tüm sorunlarına karşı sanat üretimleri çoğalacak, zenginleşecektir. Fakat öte yandan AKP’nin baskıları ve yasakları da arta- caktır belki. Bunun karşısında halkın sanatçılarının korkmadan, tarihine ve halkına güvenerek faşizmin karşısında dik duracağına inanıyoruz. o

Not: Tiyatro sanatçısı Hamit Demir bu yazı yazıldıktan hemen sonra TRT’ de oynayan Diriliş isimli dizinin kadrosundan çıkarıldı.

İlgili Yazılar